O, Edward Scissorhands gibi…
Sanki Tanrı onu yaratırken çok yaşlıydı ve tasarımını bitiremeden öldü.
Eksikti.
Elleri vardı; makas değil pamuktan
Fakat,
Bazı duygular ruhuna yerleştirilememişti.

O, Edward Scissorhands gibi…

Sanki Tanrı onu yaratırken çok yaşlıydı ve tasarımını bitiremeden öldü.

Eksikti.

Elleri vardı; makas değil pamuktan

Fakat,

Bazı duygular ruhuna yerleştirilememişti.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
0 plays

Yani olur da

Bi’ gün, bi’ başka güzel olursun yine

Yeni bi’ elbisen olur üzerinde

Yahut daha hoş bi’ parfüm kokusu alırım teninden

İşte o gün,

İçim içimi yemeden

İltifat edebilecek yüzüm olsun sana

Etrafta pek ses yok. Sadece sigaranın yanarkenki hafif çıtırdamalarını duyuyorum.
Küçük karelerle görebildiğim çirkin bi’ manzara var gözümün önünde.
Yatay ve dikey çizgilerin kesişimlerinden oluşan tellerle örülü
Ve üstlerinde dairelerden oluşan dikenli teller izliyor onları.
İleride bir sürü bina var;
Bazılarının ışıkları yanıyor, bazılarınınki yanmıyor.
İçlerinde hiç tanımadığım insanlar yaşıyor
Ve ben onların odalarını aydınlatan ışıklarını izliyorum.
Kimileri uyuyor, kimileri sevişiyor, kimileri kavga ediyor.
Bense insanları öldürüyorum.
Peki siz hiç birini öldürdünüz mü?
Ben gözümün alabildiği tüm insanları öldürüyorum.
Arada karanlıktaki rahatsız edici far ışıklarıyla tellerin öteki tarafından arabalar geçiyor.
Bazıları beni farkedip bakıyor
Ve belki beş dakika sonra kaza yapıp ölüyorlar.
Son gördükleri insan ben oluyorum.
Basit video oyunlarındaki gibi birden yere yığılıveriyorlar ve nefesleri kesiliyor.
Aklımın alabildiği hiçbir şeye karşı bi’şey hissetmiyorum
Ama bu akıl almaz ütopyalar beni hala heyecanlandırıyor.
Hiçbir şeyin suç olmadığına inanıyorum zaman geçtikçe.
Hissizleşiyorum, ruhum uyuşuyor ve ben buna engel olamıyorum.
Birer birer kayboluyor değer yargılarım lakin bu pekte umrumda değil.
Ne hırsız, ne katil, ne de başka bi’ bokun gözümde diğerlerinden hiçbir farkı kalmıyor.
Herkes her an hepsine dönüşebilir biliyorum.
Zaman geçiyor, ben dönüşüyorum.
Sonra bi’ kadın görüyorum o çirkin binalardan birinin balkonundan.
Etrafı seyrediyor. Sadece sigarasının yanarkenki hafif çıtırtısını duyuyor, biliyorum.
Ve gözünün alabildiği tüm insanları öldürüyor.
Ben ölüyorum.


“Her şeyden biraz kalır.” Diyor birileri,
Çoğulluk haklılıktır.
Kavanozda biraz kahve, 
Kutuda biraz ekmek,
 İnsanda biraz acı.

Etrafta pek ses yok. Sadece sigaranın yanarkenki hafif çıtırdamalarını duyuyorum.

Küçük karelerle görebildiğim çirkin bi’ manzara var gözümün önünde.

Yatay ve dikey çizgilerin kesişimlerinden oluşan tellerle örülü

Ve üstlerinde dairelerden oluşan dikenli teller izliyor onları.

İleride bir sürü bina var;

Bazılarının ışıkları yanıyor, bazılarınınki yanmıyor.

İçlerinde hiç tanımadığım insanlar yaşıyor

Ve ben onların odalarını aydınlatan ışıklarını izliyorum.

Kimileri uyuyor, kimileri sevişiyor, kimileri kavga ediyor.

Bense insanları öldürüyorum.

Peki siz hiç birini öldürdünüz mü?

Ben gözümün alabildiği tüm insanları öldürüyorum.

Arada karanlıktaki rahatsız edici far ışıklarıyla tellerin öteki tarafından arabalar geçiyor.

Bazıları beni farkedip bakıyor

Ve belki beş dakika sonra kaza yapıp ölüyorlar.

Son gördükleri insan ben oluyorum.

Basit video oyunlarındaki gibi birden yere yığılıveriyorlar ve nefesleri kesiliyor.

Aklımın alabildiği hiçbir şeye karşı bi’şey hissetmiyorum

Ama bu akıl almaz ütopyalar beni hala heyecanlandırıyor.

Hiçbir şeyin suç olmadığına inanıyorum zaman geçtikçe.

Hissizleşiyorum, ruhum uyuşuyor ve ben buna engel olamıyorum.

Birer birer kayboluyor değer yargılarım lakin bu pekte umrumda değil.

Ne hırsız, ne katil, ne de başka bi’ bokun gözümde diğerlerinden hiçbir farkı kalmıyor.

Herkes her an hepsine dönüşebilir biliyorum.

Zaman geçiyor, ben dönüşüyorum.

Sonra bi’ kadın görüyorum o çirkin binalardan birinin balkonundan.

Etrafı seyrediyor. Sadece sigarasının yanarkenki hafif çıtırtısını duyuyor, biliyorum.

Ve gözünün alabildiği tüm insanları öldürüyor.

Ben ölüyorum.


“Her şeyden biraz kalır.” Diyor birileri,

Çoğulluk haklılıktır.

Kavanozda biraz kahve,

Kutuda biraz ekmek,

İnsanda biraz acı.

Şimdi,

Şarap mavi olsaydı,

Sen sigarayı bırakmamış olsaydın.

Yarın gelmiştin buraya, dün de gelecekmişsin

“İntihar etmek daha gururlu bi’ ölüm şekli,

sanki, hayata karşı ben kovulmadım istifa ettim demek gibi”

Demişsin.

Demek ki;

Sen benden önce öleceksin,

Sırf,

Benim gururlu ölümümü sağlayabilmek için.

”Acılar da acılaşıyor gittikçe, Sanki,Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi…” Edip Cansever

”Acılar da acılaşıyor gittikçe,
Sanki,
Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi…”

Edip Cansever

[Flash 9 is required to listen to audio.]
0 plays

Ve kimbilir kaç kat yabancılar şahit oldu,

Onun yalnızca aynalardan görebildiği güzelliğe.

Kaç kez yabancılaştı yüzüne?

Kaç kez yabancılaştı sesine?


Babam, yalnızca onun düşüncelerine katıldığımda zeki olduğumu düşünürdü.
Ama katılamadım nedense hiç düşüncelerine.
Kadın, yalnızca verecek iyi bi’ cevabı olduğu sorularıma cevap verirdi.
Ama soramadım nedense hiç istediği soruları.

Babam, yalnızca onun düşüncelerine katıldığımda zeki olduğumu düşünürdü.

Ama katılamadım nedense hiç düşüncelerine.

Kadın, yalnızca verecek iyi bi’ cevabı olduğu sorularıma cevap verirdi.

Ama soramadım nedense hiç istediği soruları.

…Onaltı dümen ve sürekli erdemlilik yılı. onaltı sıkıntılı yıl geride ne  kaldı? yalıtılmış, ufak görüntüler. yeni kitapların kokuları, bir ekim  resmini yaptığımız yapraklar, uygulamalı çalışmalarda kesilmiş  kurbağanın formol kokulu iğrenç karnı, tatile çıkacakları için  öğretmenlerin de insan olduklarının fark edildiği ve sınıfın daha tenha  olduğu senenin son günleri artık. sebebini bilmediğimiz tüm  o büyük korkular, sınav akşamları. düzenli bir alışkanlık. bununla  sınırlıydı artık. biliyor musunuz bay brul, çocuklara onaltı yıl süren  düzenli bir alışkanlığı dayatmak alçaklık? zaman bozuldu, bay brul.  gerçek zaman, eşit saatlere bölünmüş ve mekanik değildir. gerçek zaman  özneldir. içinde taşırsın. her sabah saat yedide kalkın. öğlen yemek  yeyip, dokuzda yatın. asla kendinize ait bir geceniz olmaz. denizin  alçalmayı bırakıp durduğu bir an, tekrar yükselmeden önce gecenin ve  gündüzün birbirine karışıp eridiği ve nehirlerin okyanusla  karşılaşmalarındakine benzeyen bir coşku seti oluşturduğu, dingin bir  zamanın varolduğunu asla bilemezsiniz. onaltı yıl gecelerimi çaldılar,  bay brul. beşinci sınıfta, altıncı sınıfa geçmemin tek ilerleyişim  olması gerektiğine inandırdılar beni. son sınıfta bitirme sınavını  vermem gerekiyordu. ardından bir diploma. evet bir amacım olduğunu  sanıyordum bay brul. ama hiçbir şeyim yoktu. başlangıcı ve sonu olmayan  koridorda, bir embesiller römorkunda, diğer embesilleri izleyerek  ilerliyordum. hayatımızı diplomalarla geçiştiriyoruz. aynı zorlanmadan  yutturmak için kapsüllerin içine acı tozlar konması gibi. görüyor  musunuz bay brul, hayatın gerçek tadını sevebilirmişim bunu şimdi  anlıyorum.
Boris Vian / Kızıl Ot

…Onaltı dümen ve sürekli erdemlilik yılı. onaltı sıkıntılı yıl geride ne kaldı? yalıtılmış, ufak görüntüler. yeni kitapların kokuları, bir ekim resmini yaptığımız yapraklar, uygulamalı çalışmalarda kesilmiş kurbağanın formol kokulu iğrenç karnı, tatile çıkacakları için öğretmenlerin de insan olduklarının fark edildiği ve sınıfın daha tenha olduğu senenin son günleri artık. sebebini bilmediğimiz tüm o büyük korkular, sınav akşamları. düzenli bir alışkanlık. bununla sınırlıydı artık. biliyor musunuz bay brul, çocuklara onaltı yıl süren düzenli bir alışkanlığı dayatmak alçaklık? zaman bozuldu, bay brul. gerçek zaman, eşit saatlere bölünmüş ve mekanik değildir. gerçek zaman özneldir. içinde taşırsın. her sabah saat yedide kalkın. öğlen yemek yeyip, dokuzda yatın. asla kendinize ait bir geceniz olmaz. denizin alçalmayı bırakıp durduğu bir an, tekrar yükselmeden önce gecenin ve gündüzün birbirine karışıp eridiği ve nehirlerin okyanusla karşılaşmalarındakine benzeyen bir coşku seti oluşturduğu, dingin bir zamanın varolduğunu asla bilemezsiniz. onaltı yıl gecelerimi çaldılar, bay brul. beşinci sınıfta, altıncı sınıfa geçmemin tek ilerleyişim olması gerektiğine inandırdılar beni. son sınıfta bitirme sınavını vermem gerekiyordu. ardından bir diploma. evet bir amacım olduğunu sanıyordum bay brul. ama hiçbir şeyim yoktu. başlangıcı ve sonu olmayan koridorda, bir embesiller römorkunda, diğer embesilleri izleyerek ilerliyordum. hayatımızı diplomalarla geçiştiriyoruz. aynı zorlanmadan yutturmak için kapsüllerin içine acı tozlar konması gibi. görüyor musunuz bay brul, hayatın gerçek tadını sevebilirmişim bunu şimdi anlıyorum.

Boris Vian / Kızıl Ot

[Flash 9 is required to listen to audio.]
0 plays
-Bu kadar uzak değiliz halbuki ya da değildik bilmiyorum. Fakat hala uçurumla toprak arasında yalnızca bir adım var. Farkında değilsiniz belki ama ben evinizdeki duvarlarda asılıyım aslında hep. Aynalarda kalır geçmişteki suretler göremeseniz de. Ve bilin ki siz aynalarda görebildiğinizden çok daha güzelsiniz.

-Bu kadar uzak değiliz halbuki ya da değildik bilmiyorum.
Fakat hala uçurumla toprak arasında yalnızca bir adım var.
Farkında değilsiniz belki ama ben evinizdeki duvarlarda asılıyım aslında hep.
Aynalarda kalır geçmişteki suretler göremeseniz de.
Ve bilin ki siz aynalarda görebildiğinizden çok daha güzelsiniz.

Zor zamanlarında döktüğü göz yaşlarının renksiz olması sinirlerini bozuyordu. Halbuki ne kadar keskin, ne kadar net bir duyguydu ağlamak. Ağlamak, nasıl şeffaf olurdu?
Çocuk pantolonunun cebinden sigarasını çıkardı. Kalan son sigarasıydı.O an kadının yıpranmış bir hayatı vardı, çocuğunsa yıpranmış bir sigarası.

Zor zamanlarında döktüğü göz yaşlarının renksiz olması sinirlerini bozuyordu.
Halbuki ne kadar keskin, ne kadar net bir duyguydu ağlamak.
Ağlamak, nasıl şeffaf olurdu?

Çocuk pantolonunun cebinden sigarasını çıkardı. Kalan son sigarasıydı.
O an kadının yıpranmış bir hayatı vardı, çocuğunsa yıpranmış bir sigarası.

Çocuk aynaya bakarken kendisinden soğuyordu. Konuştuğu, düşündüğü,  yaptığı hiçbir şeyi yakıştıramıyordu aynada gördüğü bedene. İnsanları  görüntülerinin sınırladığını düşürdü. Çünkü yakışmazdı işte bazı ruhlar  bazı bedenlere. Bedeninin görünmez olmasını isterdi, adının Anonim.

Çocuk aynaya bakarken kendisinden soğuyordu.
Konuştuğu, düşündüğü, yaptığı hiçbir şeyi yakıştıramıyordu aynada gördüğü bedene. İnsanları görüntülerinin sınırladığını düşürdü.
Çünkü yakışmazdı işte bazı ruhlar bazı bedenlere.
Bedeninin görünmez olmasını isterdi, adının Anonim.

Bugün bu masada;Birbirimize ustaca kurgulanmış yalanlarımızı söyleyeceğiz,Hayatımızı anlatan birkaç hayali cümle belki.Olağanı değil olağan saydıklarımızı dile getireceğiz.Sen beni dinleyeceksin sualsizce,Ben de seni sırasıyla.Bugün bu masadan kalkınca;Kafamızda hiçbir soru işareti kalmayacak,Sorgusuzca kabul edeceğiz yalanlarımızı.Tanrı gibi inanacağız birbirimize;Görmeden, bilmeden, istemsizce…Bugün bu masadan kalkıp başka bir “bugün” buluşana dek,Tanımayacağım seni ne de sen beni.

Bugün bu masada;
Birbirimize ustaca kurgulanmış yalanlarımızı söyleyeceğiz,
Hayatımızı anlatan birkaç hayali cümle belki.
Olağanı değil olağan saydıklarımızı dile getireceğiz.
Sen beni dinleyeceksin sualsizce,
Ben de seni sırasıyla.

Bugün bu masadan kalkınca;
Kafamızda hiçbir soru işareti kalmayacak,
Sorgusuzca kabul edeceğiz yalanlarımızı.
Tanrı gibi inanacağız birbirimize;
Görmeden, bilmeden, istemsizce…

Bugün bu masadan kalkıp başka bir “bugün” buluşana dek,
Tanımayacağım seni ne de sen beni.

bu headerleri ve genel tasarımı senmi yapıyosun ve istesem banada yaparmısınn ? :D
Anonymous

evet. hayır.

Nasıl, bi’ ağacın dalını kıracak kadar nefret ettin yazdıklarından?

Nasıl, bi’ ağacın dalını kıracak kadar nefret ettin yazdıklarından?